Hırvatistan’ın ilk Türkoloji sempozyumundan geriye kalanlar

“Balkanlarda geçmişle gelecek arasında bir kültür köprüsü oluşturma misyonuyla yola çıkmak”

Fahri bir üniversite gibi çalışarak, Balkanlardaki ortak mirasa sahip olma bilincini edinmek, Türk-Balkan kültürünün insanlığın ortak kültürel mirasına katkıları incelenip tartışırken; Binlerce yıllık geçmişe sahip Türk-Balkan kültürünün duygu ve davranış kalıpları, bilgi, sanat ve beceri birikimi, kendi varlığı hakkındaki tarih bilinci ve ulus olma sürecindeki sosyal ve kültürel yapısı üzerinde fikir edinmeyi sağlayan bir sempozyum…

       Balkan Türkoloji Araştırmaları Merkezi (BALTAM), 3–7 Aralık 2007 tarihlerinde 4. Uluslararası Güneydoğu Avrupa Türkolojisi Sempozyumunu Hırvatistan’ın başkenti Zagreb’de düzenledi.  Her yıl bir başka Balkan ülkesinde düzenlenmekle bir gelenek haline getirilmiş olan BAL-TAM Uluslararası Türkoloji Sempozyumları’nın dördüncüsü,”4. Uluslararası Güney-Doğu Avrupa Türkolojisi Sempozyumu adı altında düzenlendi. Güney-Doğu Avrupa ülkelerinde Türkoloji araştırmalarını kapsayan, Sempozyum’un genel konusu geleneksel olarak da “Güney-Doğu Avrupa’da Tarih Boyunca  (Osmanlı öncesi, Osmanlı ve Osmanlı sonrası)Türk Uygarlıkları ile Diğer Uygarlıklar Arasında Etkileşimi”ydi. Sempozyum’un evsahipliği yapmış olan Hırvatistan Cumhuriyeti’ne özgü seksiyonun konusu  “Tarih  Boyunca  Türkler ve Hırvatlar”dı. Sempozyum’un resmi dilleri Türkçe, Hırvatça ve İngilizce idi. 4. Uluslararası Güney-Doğu Avrupa Türkolojisi Sempozyumu’nun Hırvatistan Cumhuriyeti’nde düzenlenmesinin amacı, Kosova, Bosna Hersek, Karadağ’da olduğu gibi, burada da ilk defa Türkoloji sempozyumu düzenleyerek çok zengin Türkoloji kaynaklarını gün ışığına çıkarmak, Türkoloji çalışmalarını hareketlendirmek, Balkan Türkolojisi üzerine çalışmalarını sürdüren kurum ve kuruluşların yaptıkları çalışmalara katkıda bulunmaktı. Bu Sempozyum’un bir diğer amacı ise tarih boyunca Orta Asya’dan gelip Balkanlar ve Güney-Doğu Avrupa coğrafyasının çeşitli bölgelerine yerleşen ve uygarlıklar kuran Türklerin Osmanlı  öncesi, Osmanlı ve Osmanlı sonrası dönemleri ile ilgili maddi ve manevi mirasını (tarih, kültür tarihi, dil, edebiyat, felsefe, sanat tarihi, müzik, halk bilimi) bilimsel yöntemlerle araştırmak, değerlendirmek ve belgelenmiş sonuçları yayın aracılığıyla bilim dünyasına kabul ettirmek; Balkanlar ve Guney-Dogu Avrupa ulkelerinde Türkoloji araştırmalarına önem vermekle, ortak tarihi  ve kültürel değerlerin ön plana çıkartmakla bölge halklarının istikrara kavuşturmak,  birbirlerine  olan güveni ve dostluğu yeniden güçlendirmek; dolayısıyla, dünyanın ve insanlığın daha güzel olabilmesi için evrensel mücadelelerle ve bilimsel gerceklerle  dünya barışına katkıda bulunmaktı.


        Hırvatistan Cumhuriyeti Başkanı Stjepan Mesiç’in yüksek himayeleri ve Zagrep Üniversitesi Felsefe Fakültesi işbirliğiyle düzenlenen sempozyum, Türkiye Cumhuriyeti Tanıtma Fonu, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı, Hırvatistan Cumhuriyeti Bilim, Eğitim ve Spor Bakanlığı’nın katkıları ve Türkiye, Kosova,  Makedonya, Bulgaristan, Sırbistan, Karadağ, Bosna Hersek, Hırvatistan, Kıbrıs, Azerbaycan, Rusya ile İngiltere’den toplam 80 bilim adamı ve uzman araştırmacı katılımıyla başarıyla gerçekleşti. Geriye bilim dünyasında geniş yankılar uyandıracak ve yarınlarımıza değerli katkılar sunacak bilimsel araştırmalar kaldı. Geriye kalan değerli kazanımlar arasında dile getirilen düşünceler, fikirler ve tarihe damgasını vuracak açıkalamalar, bilimsel gerçekler vardı.
Geniş bir coğrafyaya sahip Balkan ülkeleri ile Türkiye, tarihin derinliklerinden gelen güçlü ve sarsılmaz bir bağ ile birbirine bağlıdır diyen Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Sempozyum’a gönderdiği mektubunda diğerleri arasında şunları dile getirdi: “Bu bağın, kaynağı evrensel değerlerimiz ve zengin kültürel birikimimizdir. Bu coğrafyada yaşayan insanlar, ortak bir hissiyata, ortak bir kültüre sahip olabilmiş ve aynı duygu ekseninde  bütünleşerek yıllarca aynı türküyü söyleyebilmişse, bu tarihte saklı kalan zengin dilimiz sayesinde olmuştur. Bu bakımdan Türkoloji kaynaklarının ortaya koyduğu bilgi ve dokümanların gün yüzüne çıkarılması; bölgeyle olan sosyal ve kültürel etkileşimi artıracak, böylece tarihten günümüze uzanan bir bakış köprüsü kurulacaktır. Hiç şüphe yok ki, gelecek nesillere bırakabileceğimiz en kıymetli miras da bu olacaktır. Hırvatistan ev sahipliğinde düzenlenen sempozyumun aynı coğrafyada yaşayan insanlarımızın dostluğunu daha da artırması dileği ile başarılı geçmesini diliyor, size ve tüm katılımcılara sevgi ve selamlarımı sunuyorum.
         Türkiye Cumhuriyeti Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Hayati Yazıcı, İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreterliği Başkanı Ekmeleddin İhsanoğlu ve İslam Konferansı Teşkilatı İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA) Genel Direktörü Dr. Halit Eren’in gönderdiği kutlama mesajlarında sempozyumun önemine dikkati çekilirken, böyle bir misyonu üstlenen BALTAM’ın çalışmaları takdirle karşılanıyor, başarılarının devamı diliyordu.
        Hırvatistan Cumhuriyeti Büyükelçisi Gordan Bakota ise, kutlama mesajında şunları ifade etti: “Güneydoğu Avrupa bilinci toplumumuzun bilincinin bir parçasıdır, ki bunu bilimimizin ele alması gerekli, gençlerimizin de gelecekte aralarındaki anlayış ve işbirliği için değerlendirmelidir. Bu mektupla Büyükelçiliğimize gerçekleştirdiğiniz ziyaret için şükranlarımı sunuyor, kapılarımızın her türlü yardım ve işbirliği için her zaman açık olacağını bilmenizi istiyorum” .
Hırvatistan’ın gösterdiği saygıya değer misafirperverlik eşliğinde Zagreb’in havasını soluyabilmek bizleri çok mutlu etti. Böyle bir sempozyumu gerçekleştirebilmek için organizasyon sahipleri iki yıldan bu yana çok büyük emek verdiler. Onların şu an heyecanlarını gözlerinden okurken, onlara çok çok teşekkür ediyorumdiyen Rusya Bilimler ve Sanatlar Akademisi adına Şarkiyat Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Dimitriy Vasiljev’e göre, eski bir Rus atasözü “Herhangi bir Rus ailesinin geçmişini kazırsanız mutlaka altından Tatar çıkacak”tır der ve yine Prof. Dr. Vasilyev’e göre, “Hırvatistan’a Tatarların gelişleri  ortaçağdan itibaren başladı  ve Batuhan zamanında da devam etti. Öyle ki Hırvatların bazılarında da Tatar kanı kaldı. Ben bir Rus olarak burada bulunmaktan mutluyum ve eski tarihten kalan yakınlığımızı duyuyorum. Balkan halkları, Türk halkları ve Rus halklarının fertleri birbirine karışmıştır ve birbirlerine katkıları olmuştur dediSempozyum kapanışında sözü alan  Prof. Dr. Vasilyev, Bu konferansta okunan bildirilerden çok yeni ve çok iyi kıymetli bilgileri değerlendirdik. Hem organizatörlere, hem de Hırvatistan makamlarına çok müteşekkiriz. Eminim ki bu Sempozyumun neticeleri ve bildirileri Türkoloji ve Slav Filolojisine büyük katkısı olacaktır. Ayrıca eski meslekdaşların biraraya gelerek tekrar karşılaşmaları, onların yüzlerindeki mutluluk ifadelerini okumak bizleri sevindirdi. Bu hepimizin bayramıydışeklinde konuştu.
Konuşmasını, Yeni adı Güneydoğu Avrupa Türkolojisi, şimdiye kadar ki ismiyle Balkan Türkolojisi çalışmalarını uluslararası düzeye taşıyan iki değerli dost insan, iki değerli kardeş insan Tacida Hafız ve Nimetullah Hafız kardeşler; onlara Güneydoğu Avrupa Türkolojisi adına,  Balkan Türkolojisi adına ve bütün Türkologlar adına şükran borçludurlar sözleriyle açan Prof. Dr. Reşat Genç, konuşmasının devamında şunları ifade etti: “Bu değerli kongreleri Uluslararası düzeye onlar taşıdılar. Ve şimdi gerek bu bilimsel toplantılar, gerek BALTAM Dergisiyle ve sempozyum bildirilerin sunulduğu yayınlarla onların Türkoloji Bilimine yapmış oldukları katkılar bütün dünyada Türkologlarca bilinen, ortak Türk kültür değerlerinin daha iyi tanınması bakımından çok büyük yararlar sağladığı gibi, çok büyük katkılar getirdiği gibi, Balkan ülkeleri ve ulusları arasındaki tarihsel dostluk, anlayış ve işbirliğinin gelişmesine de çok büyük katkılar sağlamaktadır. Bilirsiniz ki ülkeler arasındaki uluslararasındaki ilişkilerin en sağlıklı, en sağlam zemini ortak kültür değerlerinin oluşturduğu zemindir. Bu zemin üzerinde geliştirilecek olan ilişkiler, gerçekten de ülkeleri ve ulusları kopmaz bağlarla sıkı sıkıya, biri birine bağlayacak ilişkiler olacaktır. O bakımdan ben tekrar bayan ve bay Hafız meslektaşlarıma ve elbette onlara yardımcı olan, katkıda bulunan genç bilim adamı öğrenci ve asistanlarına, bu toplantılara gönül verip, bilimsel çalışmalarıyla katılarak bu çalışmaları güçlendiren, renklendiren, destekleyen bilim insanlarının hepsine Türkoloji bilimi adına, ki bu Türklük Bilgisi demektir, Türklük Bilgisi adına sonsuz şükranlarımı ifade etmek istiyorum. Sunulan bildirilerden büyük ölçüde yararlandık. Yeni bilgiler edindik ve bu arada, bazı çalışmaların henüz başlangıç aşamasında bulunduğunu, ilk keşifler niteliğinde olduğunu, bu alanlarda özellikle daha çok çalışmaya, daha çok araştırmaya ihtiyaç bulunduğunu, aynı yada yakın konumda çalışan meslektaşlarımız arasında daha sıkı işbirliğine ihtiyaç bulunduğunu da gördük. Ancak bu tür toplantıların başarısı ve güzelliği de böyle ortaya çıkıyor. Eksik yanlarımızı biri birimizden aldığımız bilgilerle tamamlıyoruz. Yanlış yanlarımızı da biri birimizden aldığımız bilgilerle düzeltiyoruz. Ama çok daha güzel olanı bu vesileyle hem sahip bulunduğumuz ortak değerleri çok açık bir biçimde görüyoruz, hem de bunu yaparken yeni baştan dostluklar, kardeşlikler, arkadaşlıklar kuruyoruz. Aramızda bilimsel alışverişin başlangıçlarını oluşturuyoruz yada var olanları daha ileri adımlara ulaştırıyoruz. Ben Sayın Mesiç’in böyle bir kongreyi himayesine kabul buyurmasını yalnızca Güneydoğu Avrupa Türkoloji’sine verdikleri bir önemin nişanı olarak değil, Hırvatistan Türkiye dostluğuna, kardeşliğine vermiş oldukları büyük bir değerin, önemin de nişanı olarak
görüyorum.
” 
        Hırvatistan Cumhurbaşkanı Sn. Styepan Mesiç’in Bilim Danışmanı Prof. Dr. İzzet Aganoviç, açılış konuşmasının başında, Hırvatistan Cumhurbaşkanının bu toplantının önemini bilerekten memnuniyetle himayeleri altına aldığını ve Brüksel’de olduğu için üzüntülerini katılımcılarla paylaştığını söyledi ve O’nun toplantının başarılı geçmesi için dilek ve selamlarını iletti. Prof. Dr. İzzet Aganoviç, açılış konuşmasında şunları dile getirdi: “Bayan Hafız’ın şükran nitelikli sözlerine teşekkür ediyorum. Ben de Hırvatistan’daki belli Türk makamlarının bu toplantının ilk günden itibaren önemini tanımadıkları ve gerekli desteği sunmadıkları için üzgünüm. Ancak herşeye rağmen teşekkür ediyorum. Hırvatlara Türk toplumunu sorduğunuz zaman, hemen diyecekleri üç şey olacaktır, birincisi “kebap”, ikincisi “baklava” ve üçüncüsü de “sevdah”dır. Fakat bundan daha derin ilişkiler, çok az bilinen bağlar var. Bildiğiniz gibi benim soyadım Aganoviç, bu soy ismime göre babam herhalde ağalar sülalesindendi. Hırvatça dilinde ise çok sayıda Türkçe deyim ve Türkçe kökenli kelimeler var, bunu da çok az insan bilir. Şkalyiç’in 10 binin üzerinde Türkçe kökenli kelimelik sözlüğü var, ben ise Hırvatça dilinde sadece günlük yaşamda kullanılan sözcükleri anlatacağım. Onların Türkçe kökenli kelime olduklarını bilen çok az insan var. Örneğin: bakır, boya, böbrek, çekiç, çorap, çizme, tütün, cep, yorgovan-arguvan, katran, kule, leş, maymun, pamuk, papuç, rakı, sabun, saat, şato, şeker, tambur, top, zanaat… Hırvatça diline yerel kelimeler olarak yerleşen ama bir ikizi olmayan kelimeler de var: alet, barut, gerdan, yastık, kafes, marhama, miras, şehir ve torba. Haydukçular için belki büyük bir hayal kırıklığıdır ama hayduk temiz Türkçe kökenli bir kelimedir. Şahsen Türkiye’yle ilgili iki olumlu tecrübem var. Süleyman Demirel’in iki defa misafiri olma imkanım oldu. 1992’de ise Bosna Hersek’de savaş başladı, İstanbul’da Hilton otelinde sunumum vardı, sunum ardından orada yaşayan akrabam geldi ve beni sunumum için tebrik eden bir beyefendiyle tanıştırdı. Dostum söz konusu beyefendinin muhalefette yer alan bir siyasetçi olduğunu söyledi. O beyefendi birkaç yıl sonra İstanbul valisi oldu, şimdilerde iste Türkiye başbakanı, Recep Tayyip Erdoğan. Hırvatistan’da ne kadar bilmiyorum, onu Prof. Çavuşeviç söyleyecektir, Ante Starçeviç’in “Memleketimin Babası” eseri üzerinde ne kadar araştırma var, ki bu eserde Osmanlı idaresine olumlu düşünceler sergilenmektedir. Bilimsel olarak araştırılması gereken ikinci bir husus da batı Bosna’nın, bilhassa hala Hırvatistan Türkiyesi denilen eyaletin araştırılmasıdır. Çok az bilinen bir diğer konu da Osmanlı İmparatorluğu Türk idaresi döneminde Bosna’da ve Osmanlı İmparatorluğunda kilise yapılarının ne kadar korunduğudur. Bir defasında da Başkan Mesiç’den almış olduğum bilgilere göre, Yanovalıların Dubrovnikli Hırvatlar olduğunu, onların Kosova’da ki Yanyevo kasabasına yerleştiklerini ve Türk Sultanının özel fermanıyla Osmanlı-Türk İmparatorluğu’nda çalışma hakkına sahip olduklarıdır. Bunlar araştırılması için sadece birer fikirdir,dedi.
        “Balkanlar” dendi mi Avrupa’nın arka bahçesi olarak nitelendirildiğini, birçok savaşların yapıldığı coğrafya olduğu için barut fıçısı olarak da bilindiğini ifade eden Bulgaristanlı Türkolog Prof. Dr. Cengiz Hakov’a göre Balkanlar’ın dünya diplomasisinde “Balkanlaştırılma” terimi olarak da yer aldığını sözlerine ekliyordu: Ne demek bu? Büyük devletlerin etkisiyle küçük Balkan halk ve devletlerinin oluşturulması, savaşlara sürüklemesidir. Güneydoğu’da ve Güney Afrika’da Balkanlaştırılma. Nasıl oldu da bu coğrafyada Osmanlı’dan daha önceye kadar uzanan bir gönül bağıyla yaşadı bu halklar? Balkanların tarihinde bu kadar uzun süren bir barış dönemi yok. Bunun suali cevabında kurumlaşmış olan Balkan Türkoloji Araştırmaları Merkezi’nin rolü çok büyüktür. Bu araştırılan esas konudur. Benim bu konferansta edindiğim çok müsbet bir intibam o ki, burada Osmanlı dönemi çok büyük bir objektiflikle araştırılıyor,  sergileniyor. Maalesef BALTAM’ın dışındaböyle araştırmalar yapılamıyor”.
        “Burada ortak kültürün zevkini tatma fırsatını buldukdiyen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin tanınmış yazarı ve araştırmacısı Harid Fedai, Türkiye ve Hırvatistan makamlarına ve bu boşluğu dolduran BALTAM mensuplarına canı gönülden teşekkür ediyor ve bu çalışmaların devamını diliyordu.
Sempozyumla ilgili görüşlerini paylaşan Belgratlı Türkolog Prof. Dr. Miryana Teodosiyeviç, “Bu sempozyum hepimizin katıldığımız sempozyumlardan çok farklı bir sempozyum. Bu sempozyum daha çok bir aile toplantısına benziyor. Tacida Hanım ve Nimetullah Hafız, bu toplantıyı gerçekleştirmek için uğraştılar,  çabaladılar en sonunda başardılar. Bu güzel şehirden çok güzel duygularla ayrılacağız. Umarım ki bu sempozyumların ileride devamı gelmesi için daimi bir kaynak, fon oluşturulur…” dedi.
         Dinledikleri değişik tebliğ ve sunumlardan yeni birikimler edindiklerini kaydeden Bosna Hersek’den tarihçi Prof. Dr. Enes Pelediya’ya göre,Organizatörlere şükranlarımızı ifade ederken, bizlerin bu tür bilimsel çalışmaların gerçekleriyle tekrar yakınlaşmaya başladığımızı görüyorum. Birçok şeyi geride bırakarak, bilhassa eski Yugoslavya bölgelerinde uğraştığımız konuları açık bir şekilde masaya yatırarak, o konular üzerine tartışarak, tek taraflı lanse edilen konuları tekrar çok boyutlu ele alıyoruz. Kimilerinin gösterdiği gibi Osmanlı İmparatorluğu ne idealdi, ne de karşı tarafın lanse ettiği gibi kötü değildi. İnsanlar bir zamanlar olduğu gibi çok rahat, özgürce ve kardeşlik içerisinde yaşadı. Yeni bildirilerle, yeni konularla, derinliklerine ve inceliklerine inen kimi bildirilerimiz gibi bilimin yön gösterdiği doğrultuda daha ileriye gitmemiz gerektiğine inanıyorum. Yeni gerçekleri tanımamız, yeni gerçeklerle yüzleşip onları kabullenerek bu yolda devam etmeliyiz.
        Aynı kültürle ilgili konuların sunulduğunu ve bu konuların büyük bir ilgiyle dinlendiğini ifade eden Makedonyalı Türkolog Prof. Dr. Hamdi Hasan, Dolayısıyla biz kendimizi ne kadar daha iyi tanıtıyorsak, ne kadar daha büyük çalışmalar bu konuda yapıyorsak, o kadar birbirimize daha çok yakınlaşma imkanlarını sağlamış oluyoruz. Birbirimizi daha iyi tanımış oluyoruz. Bu sempozyum bize bunu gösterdi. Bu tür sempozyumların örgütlenmesi için çok büyük fedakarlıklar lazım. Bu fedakarlıkları gösteren başta Tacida Hanım, Nimetullah Hafız meslektaşlarımıza ve dolayısıyla Hırvatistan makamlarına, Türkiye makamlarına buradan teşekkürlerimizi sunmayı bir borç biliyoruz…”şeklinde düşüncelerini paylaştı.
        “Bu sempozyum hepimizi burada birleştirdi. Farklı bölgelerden geliyoruz. Farklı görüşlere sahip insanlarız. Farklı alanlarda çalışmaktayız. Kimisi tarihçisi, kimisi edebiyatçısı, kimisi dilcisi, kimisi sanat tarihçisidir, çok değişik bölgelerden buraya gelmişiz” diyen Karadağ’dan Adnan Pepiç, konuşmasını şu sözlerle sürdürüyordu: “Ve burada bir noktada birleştik. Bunu başaran BALTAM, bunu başaran Tacida Hanımefendi ve Nimetullah Beyefendidir. Bu hocalarımızın çabalarının, uğraşılarının başarısıdır. Aynı zamanda hepimiz burada başarılı olduk. Hepimiz bu başarıya katkı sunduk. BALTAM’ın gelecekte ümidi vardır. Çünkü gördüğümüz kadarıyla bu sempozyumda gençler önemli derecede yer aldılar. Bütün genç akademisyenler adına ben de hepinize teşekkür ediyorum...”  
        Makedonya’dan Prof. Dr. Rastislav Terzioski ise, “Gelişmeler böyle aksettiği için çok memnunum. Bu konularla değişik alanlarda uğraşan ve bu sempozyumun ilgisini çekecek konular güzel, doğru yönde ilerliyor. Gelecek sempozyumun Üsküp’de yapılacağını umuyorum diye çağrıda bulundu. 
        Balkan Türkoloji Araştırmaları Merkezi’nin Balkanlarda geçmişle gelecek arasında bir kültür köprüsü oluşturma misyonuyla yola çıktığını vurgulayan Türkiye’den Prof. Dr. Erman Artun, BALTAM sempozyumlarının öneminin altını şu sözlerle çiziyordu: “Bu yıl dördüncüsü yapılan uluslararası sempozyumda misyonu gerçekleştirmek için fahri bir üniversite gibi çalışmaktadır. Bu sempozyumun amacı, bu ortak mirasa sahip olma bilincini edinmektir. Bu sempozyumda ortak Türk-Balkan kültürünün insanlığın ortak kültürel mirasına katkıları incelenip tartışılmıştır. Bu sempozyum binlerce yıllık geçmişe sahip Türk-Balkan kültürünün duygu ve davranış kalıpları bilgi, sanat ve beceri birikimi, kendi varlığı hakkındaki tarih bilinci ve ulus olma sürecindeki sosyal ve kültürel yapısı üzerinde fikir edinmemizi sağlamıştır...”
        BALTAM Genel Başkanı Prof. Dr. Nimetullah Hafız ise, ister IV. Uluslararası Güneydoğu Avrupa Türkolojisi Sempozyumu, ister de BALTAM’ın sempozyumlarla ilgili bu güne kadar gerçekleştirdiği çalışmaları şöyle özetledi: “I. Uluslararası Sempozyumumuzu Prizren’de düzenlendik. 35 katılımcı vardı. Görkemli bir sempozyumdu. Bu sempozyumun gerçekleşmesinde Kosova Türk Tabur Görev Kuvvet Komutanlığının destekleri çok büyüktür. Bu sempozyumun gerçekleşmesinde T.C. Kültür Bakanlığının da destekleri büyüktür. Amacımız sempozyumların her Balkan ülkesinde düzenlenmesiydi. Bu amaçla yola çıkarak ikinci sempozyumumuzu Mostar’da düzenledik. Dediğim gibi amacımız yaptığımız çalışmaları, onların çalışmalarıyla bir araya getirmek, yalnız Türkoloji’ye değil, dünya bilimine, özellikle onun içerisinde Türkoloji’ye katkı sunmaktı. Mostar köprüsünün kendisi sempozyumlarımızın sembolüdür. Bu köprü sadece bir köprüden ibaret değil, Balkan ülkeleri, Balkan ulusları arasındaki bir köprüyü simgelemektedir. Mostar’daki sempozyumumuzu da Türkiye Cumhuriyetinin yardımıyla, Tanıtma Fonunun yardımıyla gerçekleştirdik. Mostar’daki bu sempozyum tarih boyunca Bosna’da düzenlenmiş ilk Türkoloji sempozyumuydu. Üçüncü sempozyumumuzu Karadağ’da gerçekleştirmeyi planlaştırırken, Kültür Bakanlığına baş vurduk. Sempozyumumuz Karadağ Kültür Bakanlığı himayelerinde düzenlendi. Geçenlerde Karadağ’daki bir bilim adamımızla görüşürken, “Hala sizin sempozyumunuz için konuşuluyor”, dedi. Karadağ’da da düzenlediğimiz sempozyum ilk türkoloji sempozyumuydu. En son sempozyumumuzu Hırvatistan’da gerçekleştirmeyi kararlaştırdık. Bu sempozyum gerçekleşirken Hırvatistan Cumhuriyetine teşekkür ederim. Ellerinden geleni yaptılar. Felsefe Fakültesi Dekanlığı misafirperverliklerini gösterdiler. Bu emeği onurlandıran da Hırvatistan Cumhurbaşkanlığı himayeleri oldu.  Bu himayelere layık olabilmek için var gücümüzle çalıştık. İşte onların sayesinde, bizlerim emeğiyle ve sizlerin katılımıyla bu sempozyumu gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Bu sempozyumun düzenlenmesinde Türkiye Cumhuriyetinin de destekleri büyüktür. Bunu inkar edemeyiz. Sempozyumumuz amacına ulaşmış, BALTAM-Balkan Türkoloji Araştırmaları Merkezinin çalışmaları bu destek sayesinde en yüksek bir şekilde onurlandırılmış, bilime katkı sunmak amacıyla çıktığımız bu yolda kimi zorluklara ve engellere rağmen başarmanın mutluluğunu sizlerle paylaştığımız için gururluyuz.         BALTAM’ın Uluslararası Güneydoğu Avrupa Türkolojisi Sempozyumlarının Düzenleme Kurulu Daimi Başkanı Prof. Dr. Tacida Hafız, “Biz IV. Uluslararası Güneydoğu Avrupa Türkolojisi Sempozyum’u Hırvatistan’da bütün güçlüklere rağmen bu şartlarda gerçekleştirmişsek ve sonunda hepimiz bu sempozyumun değerlendirmesini burada Türkçe olarak yapıyorsak, BALTAM bir kere daha büyük bir başarıyla amaçlarına ulaşmıştır.  Bu çalışmalar bizim için bir meslek aşkı, bir tutku ve davadır. Birlik içerisinde, daha büyük sevgi ve heyecanla güzel bir geleceğe hep beraber ilerlememizi diliyorum. İki yıl sonra başka bir Balkan ülkesinde V. Uluslararası Güneydoğu Avrupa Türkolojisi Sempozyumunda görüşmek ümidiyle hepinize teşekkür eder, iyi yolculuklar diliyorum” dedi. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir