Uluslararası Balkan Türkolojisi Sempozyumunun üçüncüsü, 8 Eylül Pazartesi günü Kotor’un “Fjord” Otelinde düzenlenen görkemli açılışla gerçekleşti. Açılışa, Karadağ Kültür Bakanı Vesna Kilibarda, Karadağ Yüksek Eğitim ve Bilim Bakanı Yardımcısı Slobodanka Koprivica, Kotor Valisi Nikola Samarciç, Karadağ Tarih Enstitüsü Başkanı Corce Borozan, RUTEV (Rumeli Türkleri Kültür ve Dayanışma Vakfı) Başkanı Macit Şahin, Dünya İslam Tarih, Kültür ve Sanat Araştırmaları Merkezi (İRCİCA) Başkan Yardımcısı Halit Eren katıldı.

    Açılışa ve sempozyum boyunca yürütülen tüm çalışmalara büyük ilgi göseteren Karadağ’ın basın ve yayın organları bu olaya geniş yer verdi. Sempozyumun açılışı konuşmasını yapan BAL-TAM Uluslararası Sempozyumları Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Tacida Hafız katılımcıları selamlarken, sözü BAL-TAM Genel Başkanı Prof. Dr. Nimetullah Hafız’a verdi.

“Bilime, insanlığa ve dünya barışına katkıda bulunmayı amaçlıyoruz”
     Türk tarihinden özetler sunarak konuşmasına başlayan Merkezin Genel Başkanı Prof. Dr. Nimetullah Hafız, yaptığı konuşmada, dünyanın imparatorluklar tarihinde Osmanlı’nın en hoşgörülü unvanını taşıdığını, bu gerçeğin dünya tarihçileri tarafından kabul edildiğini ve bunun en somut örneğinin de 28 Mayıs 1463 tarihinde Fatih Sultan Mehmet’in tüm Balkan ülkelerine gönderdiği fermanının olduğunu vurguladı.

     Şimdiye kadar Balkanlarda Türkoloji alanında gerçekleştirilen çalışmaların ancak her ülkenin kendi siyasi ve ulusal amaçları doğrultusunda yürüttüğünü kaydeden Hafız, sahte evraklara dayanarak yürütülen bu araştırmalarla yanlış düşüncelerin doğduğunu, neticesinde Balkan halklarının kanlı çatışmalarla sonuçlanan düşmanlıklar beslediğini ifade etti.

     Hafız, bu sempozyumla bilim yoluyla birleştirici, olumlu, yıkıcı değil yapıcı bilimsel sonuçların ortaya atılmasıyla Balkan halkları arasında dostluk ve kardeşliği güçlendirmeyi, dolayısıyla bilime, insanlığa ve dünya barışına katkıda bulunmayı amaçladıklarını söyledi.

Sempozyumun açılışına ne Türkiye Belgrat büyükelçisi, ne de Kosova müsteşarı katıldı
    T.C. Belgrat Büyükelçisi Hasan Servet Öktem ve Priştine ile Prizren Eşgüdüm Bürosu Müsteşarı Metin Kılıç tarafından gönderilen telegramda, BAL-TAM’ın bu tür anlamı çalışmaları takdirle karşılanırken, kendilerinin sempozyuma yoğun programları nedeniyle katılamayacakları belirtildi. Karadağ Kültür Bakanlığı ile Yüksek Eğitim ve Bilim Bakanlığının himayesi altına aldığı bu anlamlı sempozyumun açılışına Belgrat Büyükelçiliği ve Kosova Eşgüdüm Bürosundan hiçbir temsilcinin gelmemesi üzüntüyle karşılandı. Diğerleri arasında Türk Kültürüne Hizmet Vakfı Başkanı Dr. Metin Eriş, Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu ve Anadolu Kalkınma Vakfı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akyürek’in de sempozyuma göndermiş olduğu mesajları okundu.

“Nyegoş’un da görüşlerinde İstanbul ve Venedik kültürlerinin izlerini görmek mümkündür”
     Karadağ Kültür Bakanı Vesna Kilibarda yaptığı selamlama konuşmada, “Çatımız altında gerçekleşen bu sempozyumu Kültür Bakanlığı ve Karadağ devleti adına ve kendi adıma selamlamak istiyor, Kotor’da böyle bilimsel bir organizasyonun düzenlenmesinden dolayı Karadağ Cumhuriyeti olarak büyük memnuniyet duyduğumuzu ifade etmek istiyorum. Balkanların Adriyatik denizine çıkış kapısı olan bugünkü Karadağın geçmişinde, yüzyıllarca batı ve doğunun karşılaştığı, bugün ise Slav, Katolik ve İslam uygarlığının kesiştiği önemli ve stratejik bir noktadır. Karadağ da tarih boyunca, büyük güçlerin çatıştığı, aynı zamanda kültürel olarak etkileştiği birçok olayın ortasında kalmış, birçok olaya tanıklık etmiş, yanı başındaki uluslarla da ölümle kucaklaşmalara ve aynı zamanda kardeşçe yaşama eşlik etmiştir. Karadağ Vladikası ve Yöneticisi İkinci Petar Petroviç Nyegoş’un da görüşlerinde İstanbul ve Venedik kültürlerinin izlerini görmek mümkündür. Değişik alanlardan sunulacak tebliğlerin tarih, edebiyat ve dil etnolojisine yeni bilgilerin ortaya koyacağını, ileriye yönelik Balkan Türkolojisinin multi disiplin gelişimine de önemli bilimsel katıların sunmasını umuyorum. Sizlerin, toplumumuzun geçmişine dair sunacağı tebliğlerin daha inançlı ve hoşgörülü tartışmalarla bilime hizmet edeceğini ümit ederim. Ve bilimin, kötü anlamdaki her günlük siyasi ve bilim dışı olaylara bir baraj oluşturacağına inanıyorum. Bu sempozyumun bilim kurumlarımız arasında iyi bir işbirliği sağlamasına ve aynı kültür, tarih miras bahçesini paylaşan tüm Balkan ulusları arasında daha iyi anlayışa vesile olmasını dilerim. Geleneksel halini alan bu tür toplantıların organizatörü olan Prizren’in Balkan Türkoloji Araştırmalar Merkezi BAL-TAM’ın, ileride de Balkanlarda çok kültürlü ve çok dinli bir işbirliğin tanıtılması yönündeki bilimsel çalışmalarında başarılı olmasını dilerim” dedi.

“Kotor şehrini seçtiğiniz için memnuniyet duyduk”
     Karadağ Yüksek Eğitim ve Bilim Bakanı Yardımcısı Slobodanka Koprivica, yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Karadağ Eğitim, Bilim Bakanı Prof. Dr. Slobodan Baskoviç adına sizleri yürekten selamlar, III. Uluslararası Balkan Türkolojisi Sempozyumunun yapılmasında Kotor şehrini seçtiğiniz için memnuniyetimizi dile getirmek istiyoruz. Karadağ’da kaldığınız süre içerisinde sempozyumun verimli ve başarılı geçmesi açısından bu ortamın güzel bir hava yaratacağını umuyorum. Bu fırsatla Karadağ toplumunun çok uluslu, çok kültürlü temeller üzerinde geliştiğini belirtmek istiyorum. Bugün Karadağ toplumunda çok uluslu ve çok kültürlü değerlerin ortaya çıkmasında kritik enerji miktarı vardır. Hatta bu çeşitliliğin Karadağ için bir zenginlik olduğu göz önünde bulundurulmaktadır. Karadağ devletinin bu yönde olan politikası, gelecek nesillere tarihsel olarak her açıdan kaliteli bir yaşam ortamı yaratmak ve bırakmak başlıca görevidir. Sayın araştırmacılar, sizin bu sempozyumunuz da bu açıdan çok önemlidir. Karadağ’a da bir daha hoş geldiniz. Araştırmalarınızda başarılar dilerim.”

“Böyle bir sempozyuma ev sahipliği yapmak Kotor ve Karadağ için büyük bir onurdur”
     Ardından kürsüye çıkan Kotor Valisi Nikola Samarciç: “Kotor halkı adına, III. Uluslararası Balkan Türkolojisi Sempozyumu gibi önemli bir toplantının katılımcılarını selamlamak, benim için ayrıca büyük bir memnuniyet ve ayrıcalıktır. Böyle anlamlı bir olaya ev sahipliği yapmak şehrimiz Kotor ve devletimiz Karadağ için büyük bir onurdur. Yüzyıllardır Avrupa’ya çeşitli şekillerde ulaşan İslam Dünyası, bilhassa 14. yy. itibaren Balkanların kültür ve siyasi kimliğinde derin izler bırakmıştır. Osmanlı’nın bu bölgelere genişlemesi, yerleşmesi ve en sonunda geri çekilmesi batı Avrupa’nın doğuya yönelik dış siyasetinde bir sistem yaratmıştır. Bir taraftan Avrupa ile Osmanlı arasındaki ilişkiler bu topraklarda dramatik ve trajik bir şekilde bütünleşmiş, diğer taraftan ister entelektüel, ister cahiller olsun Balkanlardaki tüm halklar üzerinde kültürel olarak bir efsane yaratmıştır. Bura halkları, bu dönemi, Türk asilliğinden kalan tecrübelerin mirası olarak nitelendirdiler. 19. yy’a kadar Balkan halklarının bir bölümü için devlet ile olan ilişkiler, şehir dışından merkezle ilişki kurma çabaları gibi bir şeydi; kenar mahalleler ise sık aralıklarla devlete huzursuzluk yaratıyordu. Karadağ’daki bu huzursuzluk 15. yy. Cırnoyeviç döneminden bu yana devam etmektedir. Ardından gelen yüzyıllar içerisinde ise bugünkü Karadağ’ın bölgeleri Osmanlı İmparatorluğunun sınır bölgelerini oluşturuyordu. Fakirlik ve tehlike, bölgelere ve kabilelere bölünmüş bir devletin oluşması için zemin yaratmıştır. Tüm bunları göz önünde bulundurursak, Karadağ’ın modern bir toplum oluşturmak için şartlarının olmadığı ortaya çıkıyor. Bu konuda birçok şey söylendiyse de Osmanlı’nın dolaysız etkisi konusunda birçok şey söylenmemiş olarak kalmıştır. Bu yüzden Karadağ halkının kültür kimliğinin oluşması ve tamamlanması açısından tüm gerçeklerin ortaya çıkması önemlidir. Ve bu sempozyumun da bu konuda oldukça yardımcı olacağına inanıyorum” dedi.

“Osmanlı-Türk mirası Pagan ve Hıristiyanlık uygarlığında derin izler bırakmıştır”
     Daha sonra konuşma yapan Karadağ Tarih Enstitüsü Başkanı Corce Borozan şunları dedi: “Maddi, manevi, siyasi, etnik, dini, sosyal, kültürel, dil ve ekonomi alanında Balkanların çok düzenli Pagan ve Hıristiyanlık uygarlığında derin izler bırakan Osmanlı-Türk mirası, kendine özgü olan senkronizmin bir parçasıdır. İşte bu bilim toplantısının bu doğrultuda katkıda bulunarak bu değerlerin aydınlatılmasında asıl anlamını görüyorum.”

Karadağ’la ilgili binin üzerinde belge Osmanlı Arşivinde araştırılmayı bekliyor
     Rumeli Türkleri Kültür ve Dayanışma Vakfı’nın faaliyetlerinden bahseden RUTEV Başkanı Macit Şahin, Balkan ülkelerinde Türk Kültürünü araştırmak, belgelemek ve tanıtmak amacıyla böyle bir organizasyonla bilim adamlarını buluşturduğu için Balkan Türkoloji Araştırmalar Merkezine teşekkürlerini iletti. Başkan Şahin, Türkiye’de Karadağ’la ilgili pek fazla araştırma eserinin olmadığını belirterek, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanlık Osmanlı Arşivinde araştırmaya açık konularda binin üzerinde Karadağ’la ilgili arşiv belgesinin araştırılmayı beklediğini vurguladı.

Beş seksiyonda toplam 53 tebliğ sunuldu
     Türkiye Cumhuriyeti ve Balkanlar, Tarih, Kültür Tarihi, Edebiyat, Dil ve Sanat Tarihi konulu beş seksiyonda toplam 53 tebliğ sunuldu.
     “Türkiye Cumhuriyeti ve Balkanlar” konulu gerçekleşen ilk seksiyonda, Prof. Dr. Cengiz Hakov (Sofya)-“Yeni Yayınlanan Arşiv Belgeleri Işığında Bulgar- Türk İlişkileri”; Prof. Dr. Gazmend Shpuza (Tiran)-“1931-1934 Yıllarında Arnavut-Türk İlişkileri”; Doç. Dr. İbrahim Yalımov (Sofya)-“Atatürk Ulusçuluğu ve Bulgaristan Türklerinin Etnik Bilincinin Gelişmesi; Dr. İrfan Ünver Nasrattinoğlu (Ankara)-“Atatürk’ün Balkanlardan Kimi Esinmeleri”; Kalina Peeva (Sofya) -“Bakan Rujdi Aras’ın 1925-1933 tarihleri arasında Bulgar-Yunan İlişkilerinin İyileşmesi Yolunda Yaptığı Aracılık”; konulu tebliğlerini sundular.
     Tarih seksiyonu çerçevesinde, Prof. Dr. Svetlozar Eldarov (Sofya)-“19. Asrın Sonu ve 20. Asrın Başlangıcında Osmanlı İmparatorluğu’nda Bulgar Uniyatlığı”; Prof. Dr. Mete Tunçay (İstanbul)-“1912-1913 Balkan savaşları Üstüne”; Prof. Dr. Corce Borozan (Cetinye)-“1920-1957 yılları arasında Müslümanların Yugoslavya’dan Göçleri”; Prof. Dr. Rastislav Terziyoski (Üsküp)-“19.yy. sonu 20.yy başında Makedonya’da Göç Süreçleri Üzerine Rus Diplomasisi”; Dr. Maliç Osi (Prizren)-“Osmanlı Türklerinin Balkanlara Gelmeden Önce Topraklarımızda İslam’ın Belirmesi”; Mr. Hatica Çar (Sarayova)-“Hercegnovi’nin Geçmişi 16. yy.”; Mr. Yasmina Corceviç (Podgoriça)-“16. yy. ilk yarısında Draçavica’nın İslama Geçiş Süreci”; Mr. Bedrettin Koro (Prizren)-“II Meşrutiyetin ilan Edilmesine Ferzovik Toplantısının Katkısı”; Mr. Slavko Bursanoviç (Podgoriça)-“Nik Hajdukoviç’in Anılarında Türkiye ve Türkler”; Mr. Recep Şkriyely (Üsküp)-“Batı Rumelide, Sırbistan, Kosova ve Makedonya’da Çerkez Muhacirleri”; Adnan Pepiç (Podgoriça)-“Osmanlı Literatüründe Ayrıca Mehmet Suphi’nin ‘Karadağ ve Ordusu’ Kitabında Karadağ”; Fahri Kaya (Üsküp)-“Salim Asim’in Üsküp Tarihi ve Covari”; Alladin Husiç-“15. yy.’da Travnikte İlk İslam Kültür İzleri” konulu tebliğlerini sundular.

   Sarayova Şarkiyat Enstitüsünden Mr. Hatica Çar tebliğinde, 16. yy’da Bosna’nın bir şehri olan (bugün Karadağ sınırları içerisinde bulunan) Herceg Novi kalesi içerisindeki kilisede ora halkın dini vecibelerini özgürce gerçekleştirebildiklerini, bunun da Osmanlı ve altında bulundukları Hersek sancağının hoşgörüsünü açık bir şekilde ortaya koyduğunu vurguladı.

     Slavko Bursanoviç-“Nik Hajdukoviç’in Anılarında Türkiye ve Türkler” başlığı altında sunduğu tebliğde, dini açıdan hoşgörülü olan Türklerin, hükümdarlığı altında yaşayan bütün milletlerin dinlerine olduğu gibi, Karadağ halkının da dinine ve kiliselerine saygı gösterdiğini belirtti. Bursanoviç tebliğinde, Avusturya-Macaristan’ın Bosna’yı yeniden ele geçirmek için Osmanlıya karşı açtığı savaşta Karadağlıların Türklere destek vermek için ayaklandıklarını vurguladı. Bursanoviç tebliğinde, Karadağ Kralı Nikola’nın İstanbul ziyaretinden de pasajlar sundu: “Osmanlı Sultanı, Kral Nikola’nın İstanbul ziyareti için iki defa gemi gönderir, İstanbul’a varınca da Karadağ Kralı Nikola görkemli törenlerle karşılanır. Bu ziyareti sırasında Sultan Kral Nikola’ya Emirgan’da bir yalı armağan ederken, Karadağ’a dönüşünde kendisine gönderdiği hediyelerle birlikte yolladığı mektupta da Karadağlı çocukların İstanbul’da eğitim görebileceğini vurgular.”

     Tarih seksiyonunun ilginç ve zengin içerikli tebliğlerinden biri de Prof. Dr. Corce Borozan’ın “1920-1957 yılları arasında Türklerin Yugoslavya’dan Göçleri”ydi. Borozan’ın tebliğinde, Osmanlıdan sonra yapılan sayımlarda Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı, ardından kurulan Yugoslavya döneminde yapılan sayımlarda Müslüman nüfusun istatistikleri sunulurken, 1921, 1931, 1948, 1953 ve 1957 yıllarına kadar Balkan topraklarından art arda yaşanan göç selinde göç eden Türklerin sayısı hakkında rakamlar veriliyor. Tebliğin okunmasından sonra yöneltilen soru ve yorumları değerlendiren Prof. Dr. Corce Borozan, asıl Türkler için bu dönemin en zor dönemlerden biri olduğunu söyledi. Dönemin zor şartları yüzünden ve Türkiye-Yugoslavya arasında varılan anlaşma ardından Balkan Türkleri’nin Türkiye’ye göç etmek zorunda kaldıklarını ifade eden Prof. Dr. Borozan, hiçbir göçün istekle olmadığını kaydetti.

      Kültür Tarihi ve Edebiyat seksiyonlarında, Rusya Bilimler Akademisi Moskova Şarkiyat Enstitüsünden Prof. Dr. Dimitriy Vasilyev-“19.yy.-20.yy başlangıcı Osmanlı Devrindeki Uygarlıklar Arası Temaslar Bölgesi Balkan Toplulukları”; Prof. Dr. Cenana Buturoviç (Sarayova)-“Sözlü Tarih ve Boşnak Kimliği”; Prof. Dr. Miryana Teodosiyeviç (Belgrat)-“Sırp-Türk İlişkilerinde Türk Dilinin Önemi”; Prof. Dr. Aliya Cogoviç (Kosova)-“Boşnak Geleneğinde Osmanlı Öncesi Dönemden Kalma Bazı Türk Mit, Efsane ve İnançların İzleri”; Prof. Dr. Munib Maglayiç (Sarayova)-“Boşnakça-Türkçe bilingval tecrübelerinin temsilcisi olarak Muhammed Hevai Usrufi’nin şiirleri”; Prof. Dr. Novak Kilibarda (Nikşiç)-“Karadağlı Kral Nikola’nın Şiirlerinde Türklerin Kahramanlıkları”; Doç. Dr. Yordanka Bibina (Sofya)-“Birinci Türk Bayan Yazarlarının Bulgaristan’da Tercüme Resepsiyonu”; Dr. Yaşar Kalafat (Ankara)-“Balkanlarda Türk Kültür Stratejileri”; Doç.Dr. Vekoslav Stankoviç (Niş)-“1912 yılına kadar Osmanlı Döneminde Prizren’de Sırpların Hayatı”; Dr. Bayram Durbilmez (Kayseri)-“Eski Yugoslav Ülkelerinin Türk Folkloru Ürünleri Hakkında Türkiye’de Yapılan Çalışmalara Genel Bakış; Dr. Orlin Sabev (Sofya)-“Bir Hayrat ve Nostalji Eseri: Şumnudaki Tombul Camii Külliyesi ve Banisi Şerif Halil Paşa’nın Vakıf Ettiği Kitapların Listesi”; Rahmi Ali Molla Mustafa (Gümülcine)-“Türk Yunan Uygarlıklarının Karşılıklı Etkilenmeleri”; Nazif Dokle (Kuks/Arnavutluk)-“Gora ve Kuks Bölgelerinde Bogumil İzleri”; Yahya Maznikar (Gora/Kosova)-“İstanbul Osmanlı Devlet Arşivlerinde 17.yy. Dönemine Ait Evraklarda Gora Entelektüelleri”; Suzan Çakır(Sofya)-“Bulgaristan Okullarında İnterkültürel ve Bilingval Eğitim ve Bulgarca ile Türkçe Öğretmenler”; Senad Miçiyeviç (Mostar)-“Halvetiye ve Halvetizim”; Fehim Kayeviç (Sarayova)- “Türk Suç Duygusu İfadesi Olarak Aynalar”; Sabri Alagöz (Sofya)-“Bulgaristan Türk Şiirinde Bulgarlaşma Süreci”; Harid Fedai (Lefkoşa)-“Hikmet Hafif Madolar’ın Piyeslerinde İzlekler ve Ortak Yanlar”; konulu tebliğleri sunuldu.

     Nazif Dokle’nin, “Gora ve Kuks Bölgelerinde Bogumil İzleri” konulu tebliğine göre: Bu bölgede yaşayan Torbeşlerin kimlerin olduğuna dair yapılan araştırmalarda, onların Bogumiller olduğuna dair Arnavutluğ’un Şiştevac köyünde bir ev yıkımı sırasında ilginç bir izin ortaya çıktığı belirtiliyor. Ortaya çıkan bronz rölyefi üzerinde yer alan oymada, elinde kitapla ayakta duran bir rahip, altında da bir boynuzlu oğlak yer almaktadır. Bu “ikonlar” Bogumil dualizmini (yani tanrı ile şeytanının mücadelesini) sembolize etmektedir. Aynı semboller bugün Bosna’da Bogumillere ait mezarlıklardaki mezarlarda görülmektedir. Aynıca bura halkın eski giyimine ait şekiller, Bosna Bogumil mezar taşlarındaki işlemelerde de görülmektedir. “Torbeş” ismi ise, bu halkın çeşitli dönemlerde dinini dört-beş defa değiştirmek zorunda kaldıkları için diğer halklar tarafından bu insanlara dört-beş diye hitap edildiği; zaman sürecinde bunun Torbeş’e dönüştüğü zanedilmektedir. Fakat şimdilik tüm bunlar sadece bir hipotezdir.

     Prof. Dr. Vekoslav Stankoviç’in “1912 yılına kadar Osmanlı Döneminde Prizren’de Sırpların Hayatı” tebliğine göre, Osmanlı döneminde Prizren, Sırplar açısından eğitim ve kültür merkeziydi. Hatta Prizren matbaasında basılan Osmanlıca-Sırpça dilindeki “Prizren” gazetesi, inşa edilen birçok kilise, aralıksız çalışmalarını sürdüren Teoloji-“Bogosloviya” lisesi Stankoviçe göre, tüm bunlar Osmanlının adaletini yansıtmakta ve bunun için sadece Sırplar değil, tüm diğer halklar da, Osmanlının hoşgörüsüne ve onun içerisinde yaşayan uluslara olan sonsuz saygısına borçludur.

     İmparatorluk kavramı üzerine yürütülen tartışmalar bölümünde sözü alan Prof. Dr. Dimitriy Vasilyev’e göre, imparatorluk ve emperyalizm arasında büyük farklar mevcuttur; Osmanlı İmparatorluğu da denildiğinde bu fark göz önünde bulundurulmalıdır. Prof. Vasilyev konuşmasında, Osmanlının emperyalist bir imparatorluk olmadığının altını çizdi.

     Dil ve Sanat Seksiyonlarında ise Prof. Dr. Voyislav P. Nikçeviç (Cetinye)-“(Nyegoş’un dilinden alınan örneklere dayanarak)Karadağ dilinde uygarlığın ifadesi olarak Türkçe kelimeler”; Prof. Dr. Nazim Hikmet Polat (Niğde)-“Üsküp’ün “Yıldız” veya Balkanlarda Türkçeciliğin Kökleri”; Prof. Dr. Hasniye Muratagiç Tuna (Sarayova)-“Boşnak Dili İmla Kılavuzu sözlüğünde Türkçe Kelimeler”; Prof.Dr. Muhamed Neziroviç (Sarayova)-“16.yy.dan 17.yy.a kadar Boşnak Krayişniklerinin Mektuplarında Rastlanan Türkçe Kelimeler”; Dr. Gönül Paçacı (İstanbul)-“Balkan savaşları yıllarında Türk Musikisi”; Doç.Dr. Rasim Özyürek (Ankara)-“Balkan Ülkelerinde Çıkan Resimli Çocuk Kitapları Önemi ve Yapısal Özellikleri Üzerine”; Doç. Dr. Miryana Marikoviç (Belgrat)-“Sırbistan Knezliği Yazışma Diline Osmanlıca’nın Etkisi”; Mr. Neira Zaçinoviç (Ankara Üniversitesi)-“Bosna ve Hersek’te Yayımlanan Gazetelerde Osmanlı Türkçesi ‘1866-1902′; Mr. Alena Ramiç (Sarayova)-“16,17,18 yüzyıldan Slav Ay adlarıyla Osmanlı Takvimleri”; Mr. Yusuf Zaçinoviç (Sarayova)-“Güney Slav Ülkelerinde Özellikle Karadağ’daki Fresk Tasarımcılığına Osmanlı Sanatının Etkisinin Etkisi”; Müjdat Kayayerli (Ankara)-“Balkanlarda Türkçe”; Mücahit Mümin (Gümülcine)-“Türkçe Meslek Adlarının Yunanlılarda Soyadı Olarak Kullanılması”; Mahmut İslamoğlu (Lefkoşa)-“Osmanlı Kıbrıs’ında Devrimler Öncesi Latin Harfleri”; Tatyana Koprivica (Podgoriça)-“Piva manastırında Ktitor Portresi”; İgbala Saboviç Keroviç (Podgoriça)- “Podgorica (Stara Varoş) Osmanlı Mimarisi’nin Kent Dokusunun Oluşumuna Etkileri” konulu tebliğleri sunuldu.

     Dil ve Sanat seksiyonlarının sonunda yürütülen tartışmalar bölümünde sözü alan Prof. Dr. Voyislav Nikçeviç şu konuşmayı yaptı: “Karadağlılar bağımsızlığını ve kültürünün korunmasını Osmanlıya borçludur. Sırplar da 16. yy. yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalan İpek Patrikhanesi Kilisesi, Osmanlı Padişahının özel izni ve maddi katkılarıyla onarılmıştır. Eğer bugün bu Sırp kilisesi gibi diğer kiliseler de ayaktaysa bunu Osmanlıya ve Türklere borçludur. Osmanlı, Sırp milliyetinin korunmasında büyük rol oynamıştır. Bu yüzden Sırplar Türklere anıt dikmeliler.”

     Balkan savaşları yıllarından Türk Musikisi örneklerini dinleten Dr. Gönül Paçacı, 1910 yılında taş plaka kaydedilen gazeli Hafız Burhan’a, sözleri Abdülhak Hamit’e ait olan Makberin Rumcasını da katılımcılara dinletti. Dr. Paçacı, Osmanlıda değişik ulusların kültür alışverişi çerçevesinde musiki alanında da kimi değerli besteleri paylaştığını vurguladı. Makberden esinlenerek konuşma yapan Karadağ Tarih Enstitüsü Başkanı prof. Dr. Corce Borozan, “Balkan ülkelerinin, Roma, Bizans yanı sıra en önemlisi Osmanlı İmparatorluğundan benimsemiş ve özümsemiş değerleri vardır. Ve bugün demokratikleşme yolunda ilerleyen Balkan ülkeleri bu değerleri çok iyi değerlendirmeyi bilmelidir. Balkanlar mı Avrupa Birliğine girmeli yoksa Avrupa Birliği mi Balkanlara? Sorusuna bence, Avrupa Birliği Balkanlara gelmelidir. Çünkü Balkan kültürleri diğer Avrupa ülkelerinin kültürüne kıyasla çok daha eski ve çok daha zengindir” dedi.

     “İşgaller altı yada yedi, uygarlıklar ise yüzyıllarca sürer. Osmanlı da öyleydi” diyen Prof. Dr. Novak Kilibarda, Türkiye Cumhuriyeti ve Balkanlar konulu seksiyonun tartışma bölümünde Atatürk’ün kişiliğine değinirken, Atatürk’ü sadece Türkiye’nin değil bütün dünyanın örnek alması gerektiği bir lider olduğunu vurguladı. Kilibarda: “Atatürk öyle bir lider ki, o, imparatorluktan bir cumhuriyet yaratmış, bunu yaratırken de tek bir damla kan dökmeden kurmayı başarmıştır. Onun için, öyle bir lider ki o, onu sadece bir seksiyona değil, bütün bir bilimsel toplantıya adanması gerekir” dedi.

     Sempozyum çalışmalarının sonunda Kotor Körfezi ve Karadağ gezisi de düzenlenen sempozyum katılımcılarına Karadağ Kültür Bakanlığı tarafından Cetinye’de yemek verildi. Katılımcılar, sempozyumun sonunda düzenlenen eğlence gecesiyle birlikte unutulmaz anlarla Karadağ’dan ayrılırken, geriye, değeri ölçülmez sonuçlar kaldı:

    *Osmanlının, diğer Balkan ülkeleriyle birlikte Karadağ halkına da bıraktığı kültür mirasının çok büyük olduğu gözler önüne serildi.

    * Avrupa’da Türkiye’nin bu birliğe kabul edilmesine karşı çıkanlara, Türkiye’nin bir Avrupa devleti olduğu, bunun sadece küçük bir toprak parçasıyla ilgili değil, onların asıl Viyana kapılarına kadar dayanan bu bölgedeki halklara bıraktıkları tarihi ve kültürel mirasında da yattığı ve yaşadığı hatırlatıldı.

    *Osmanlıdan sonra Balkanlarda, Balkanların yakın tarihiyle ve Osmanlılarla ilgili yazılan ve okullarda öğrencilere okutulan kin ve nefreti yayan yanlış ve çarpıtılmış bilgilerin siyasi görüşlere kurban olmasından duyulan üzüntü neredeyse tüm bilim adamları tarafından dile getirildi. Umutlarsa, tarih kitaplarında çocuklara okutulan bu yanlışların düzeltilip, yakın zamanda yapılacak bilimsel çalışmalarla gerçeklerin aydınlığa kavuşmasından yanaydı. Sempozyuma katılan bilim adamlarına göre ancak bu şekilde, Balkanlarda Türkler denince, korku ve nefretin önüne geçilebilirdi.

   *Osmanlı’dan sonra sürekli çatışmalara sahne olan Balkanların istikrara kavuşması ve Balkan halkları arasında güvenin yeniden güçlendirilmesi için bu ortak tarihi ve kültürel değerlerin ön plana çıkarılmasının çok önemli olduğu, bu yönde araştırmalar yürüten BAL-TAM’ın çalışmaları takdirle karşılanırken; söz konusu Merkeze herkesin destek çıkması gerektiği fikri paylaşıldı.

    *Karadağlı bilim adamları ve kimi siyasi çevrelerinin yorumlarına göre, düzenlenen bu sempozyum Karadağ için kültürel ve siyasi açıdan önemi çok büyüktü. Bu sempozyumun bilimsel delillerle ve belgelerle Türklerle birlikte gelen kültürle şekillenen Karadağ ulusçuluğu ve kültürünün geliştiğini ve gelişme sürecinin tamamlandığı vurgulanmıştır. Böyle bir sempozyum, bu bölgede İslam Uyragrlığına ışık tutan Karadağ tarihinde ilk bilimsel toplantı olma özelliğini taşırken, bu aynı zamanda Karadağ’ın çok uluslu ve çok kültürlü yapısına gösterdiği özenin bir sembolü olduğu kaydedildi. Karadağ Nikşiç Üniversitesinden Prof.Dr. Novak Kilibarda’ya göre, Prof.Dr. Nimetullah Hafız ve Prof. Dr. Tacida Hafız’ın düzenlediği bu sempozyum Karadağ’ın çok kültürel yöndeki çalışmalarına büyük bir katkısı olmuştur. Karadağ halkını ve bilim çevrelerini bundan sonraki tutum ve araştırmalara yönlendiren Prof. Hafız çifti, Kilibarda’ya göre, Karadağlı Boşnak ve Müslüman halklarının gerçeklerini aydınlatma doğrultusunda Karadağlı bilim adamlarını bu yönde araştırma yapmaya borçlandırmıştır.

    * Bilim adamları ve katılımcılara göre, Kotor’da 08-13 Eylül 2003 tarihlerinde düzenlenen III. Uluslararası Balkan Türkolojisi Sempozyumu sayesinde Karadağ, kültürlerinin bütününü kapsayan küçük bir Balkandı.
     Prof. Dr. Nimetullah Hafız – “…Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Tanıtma Fonuna, Rumeli Türkleri Kültür ve Dayanışma Vakfına, Türk Kültürüne Hizmet Vakfına, Karadağ Kültür Bakanlığına, Karadağ Yüksek Eğitim-Bilim Bakanlığına ve Karadağ Tarih Enstitüsüne maddi ve manevi katkılarından dolayı teşekkür etmeyi bir borç biliyorum. Sunulan tebliğler sayesinde Kotor’da düzenlemiş olduğumuz bu sempozyum bilim açısından en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Düzenlediğimiz üç sempozyumun tebliğlerinin yer aldığı ve bu yılın sonuna kadar kitap halinde yayınlamayı planladığımız üç yada dört ciltten oluşacak bu eserler, asıl gün yüzünü gördüğünde bu sempozyumların bilimsel değeri en iyi şekilde kanıtlanacaktır…”

     Prof. Dr. Tacida Hafız – “…Batı, son on, onbeş yıl içerisinde Balkanlar derken onu “barut fıçısı” olarak nitelendiriyor. Bu bir ifade olarak kullanılıyor fakat bu bilhassa son on yıl içerisinde beni sürekli düşündürüyor ve rahatsız ediyor. Bu tabiri maalesef son dönemlerde Balkanlılar da kabullenmeye başladı. Çünkü Osmanlı döneminin tamamında Balkanlar bir huzur ve güven ortamıydı. İnsanlar, birbirine karşılıklı saygı ve sevgi besliyordu. Çıkarları dolayısıyla Batılıların Balkanlara karışmasıyla Balkanlar barut fıçısı haline gelmiştir. İşte bu noktada kimi gerçekleri gün yüzüne çıkarmak ve Balkan insanının kendisine olan öz saygısını tekrar kazandırmak başlıca amacımızdır…”

     “…Osmanlının 1463 yılında Bosna Hersek fethi, ardından 1479 yılında İşkodra’nın alınmasıyla Balkanlarda Türk hakimiyeti ön plana çıkmıştır. Ancak tarih kaynaklarına göre Karadağ’ın tam manasıyla Osmanlının hakimiyeti altında bulunan bir bölge olduğunu söylemek oldukça zordur. Nitekim 1669’a kadar Karadağ için Osmanlı ve Venedik arasında, bu tarihten 1774 Küçük Kaynarca anlaşmasına kadar Osmanlı devleti ile Ruslar arasında, 1774’ten sonra da Osmanlılarla Avusturya-Macaristan devleti arasında bu bölge için devamlı bir çekişme kendini göstermiştir. Yüz ölçümü itibariyle küçük bir bölge olmasına rağmen bulunduğu konum, stratejik açıdan Karadağ’ı önemli bir mevkiye getirmiştir.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir